Yılbaşı biletimi aldım… Allahım çok paranın beni değiştirip, değiştiremeyeceğini anlayabilmem için bana bir şans ver..! Amin..)
Yılbaşı biletimi aldım… Allahım çok paranın beni değiştirip, değiştiremeyeceğini anlayabilmem için bana bir şans ver..! Amin..)
Zaten sormadan kafana göre geLiyorsun, efendi gibi gel, efendi gibi git, istikrarlı ol, akıllı ol, sağlam ol, 1 verip 2 alma, insanın canını sıkma, çileden çıkartma. Şunun şurasında 365 gün ömrün var, tüm güzelliklerini ver ve adabınla çirkinleşmeden git. “Ne milenyumlar gördüm ama bunun gibisini görmedim süperdi” dedirt, yapabilirsin sende o potansiyeli görüyorum ben 🙂 sen 2012’sin göster farkını ;)))

Kötü düşünceler zihinsel,bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur
.İyimser ol..!”
-Kızılderili Öğütleri-
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak
peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir
köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve
yalvarmaya başlar: "Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim
kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler."
Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler.
Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara
rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü "görmedim" der
ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki
torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik yaptın"
"Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye baslar.
"Bir dakika" diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin
düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek
bir şey yok."
Köylü şaşırır: "Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."
"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt.
"Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım."
Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu
sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.
Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. " Ne vefası " der kısrak, " Ben sahibime yıllarca
hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda
beni böylece kapıya kovdu... "
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. "Ben hizmetin değerini bilen bir
efendi görmedim" der köpek, " Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını
korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..."
Kurt köylüye döner, "İşte gördün" der. Köylü de son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk,
birine daha soralım, sonra beni ye" diye cevap verir.
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki
hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. "
Her şeyi anladım da" der tilki "Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?"
Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: "Gözümle görmeden inanmam..."
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü
torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve "Beni yemeye kalktın ha nankör
yaratık" diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner "Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın" der.Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
"Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş..."
İçi için
Elmalı Dondurmalı Pay Yapılışı
Yoğurma kabında un, margarin, suz ve soğuk suyu karıştırıp yoğurun. Sert bir hamur yaypı 20 dk. dinlenidirin. Elmaları soyun, küp şeklinde doğrayın. Toz şekerle karıştırın, tencereye alıp 15 dk. pişirin. Tarçın, ceviz ve üzüm ekleyip 2 dk . pişirin. Ocağı kapatıp unu serpiştirin. Ilınması için bırakın. Hamuru ikiye bölün. Dikdörtgen fırın kabını yağlayıp hamuru kenarlatından yükselterek düzgün bir şeklide tepsiye serin. Hazrıladığınız harcı yayıp diğer hamuru harcın üstüne koyun. Hamurun düzgün olmasına dikkat edin. Tespsiden sarkan hamurun uç kısımlarını kesin. Elinizle hamurun üstünden hafifçe bastırın. Hamurun üstünü eşit aralıklarla delin. 200 derecelik fırında üstü pembeleşene kadar pişirin. Dilimleyin, pay ılıkken vanilyalı dondurmayla servis yapın


Kendin İçin Bir Şey Yapmayacaksan ; Kim Yapacak ?
Başkası İçin Bir Şey Yapmayacaksan; Varolma’nın Anlamı Ne ?
Şimdi Yapmayacaksan; Ne ZAMAN ?
Indra Gandhi
Ağır agir ve kısık ateşte pişer bizim dostluğumuz. sabırla, zamanla…
başında bekleriz ya öylece,
ya da gitsek de uzaklara aklımız hep orda
. aman dibi tutmasın, yanık kokmasın. malzemesini bol tutarız
; sevgi ve ilgi ekleriz kepçe kepçe.
dikkat ederiz az olmasın diye fedakarlığı
. mis gibi muhabbet koksun diye gönlümüzü
… koyarız. tadı tuzu yerinde olsun diye de bir tutam hüzün ekleriz.
bazen ayrılıklar girer araya ama olsun, özleriz.
bu yüzdendir doyumsuz olması, tadının damaklarda kalması.
sevgiyle yoğrulmuş mayası. 3 öğün de sunulsa önümüze,
hiç bıkılmayası. bütün vitaminlere haiz,
enerji deposu. tam kıvamındadır baharatı,
sosu. bizim dostluğumuz
, ana yemek. bizim dostluğumuz yemek sonrası kadayıf,
yeşil fıstıklı. speciel menü, çıtır börek,
dumanı tüten ekmek,
süpriz pasta, sosisli poğaça, bir gece yarısı yapılan
supangle, tencerenin dibinde kalan puding,
bizim dostluğumuz tatlı sonrası, film arası,
bir fincan kahve, dumanıyla tüter kırk yıl sonrası.
.. teşbihte hata yoktur dediler;
bizim dostluğumuz bütün sevdiğimiz lezzetler
.. sevgili dostlarım; siz yoksanız mideme oturur
bütün yemekler. soda da yetişmez imdada
. eksik etmeyin kendinizi soframızdan. eksik etmeyin ki;
sindirelim hayatı rahatça.
ve tadı damağımızda kalsın yaşamın. kıymetini bilmeliyiz
hayatımızdaki insanların. ki kıymet bilinelim.
değer verelim herbirine ki değer verilelim.
Çok şanslıyım sizin gibi dostlara sahip olduğum için ve sizi çok seviyorum… Sevgilerimle,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, Elsen Rasulov
Vaktiyle testi ve çanak çömlek imal edilen kasabalardan birinde, uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkân açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona: — Sen, demiş, daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.
Ustanın bu sonu gelmez nasihatlerinden sıkılan kalfa, artık dayanamaz ve… gidip bir dükkân açar. Açar açmasına da yeni dükkânında güzel güzel yaptığı testiler, küpler, vazolar, sürah iler onca titizliğe ve emeğe rağmen orasından burasından yarılmaya, yer yer çatlamaya başlar. Kalfa, bir türlü bu çatlamaların önüne geçemez.
Nihayet ustasına gider ve durumu anlatır. Usta: — Sana demedim mi evlâdım; sen bu işin püf noktasını henüz öğrenmedin. Bu sanatın bir püf noktası vardır. Bunun üzerine tezgâha bir miktar çamur koyar ve: — Haydi, der, geç bakalım tezgâhın başına da bir testi çıkar. Ben de sana püf noktasını göstereyim.
Eski çırak ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta, önünde dönen çanağa arada sırada “püf!” diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Böylece çırak da bu sanatın püf denilen noktasını öğr enmiş olur. Her sanatın incelik gereken nazik kısmına da o günden sonra püf noktası denilmeye başlanır.
(Kaynak : İskender Pala – İki Dirhem Bir Çekirdek)
Biyoloji dersinde yapılacak sınav için herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Sınav günü öğrenciler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok, sadece sıra sıra mikroskoplar !… Hoca sınavı açıklamış: -Bu mikroskoplardaki lamların hepsinde bir böceğin bacağı var, sına…vınız: Bacağından böceği tanımak.. Tabii hemen itirazlar, feryatlar… Ama yararı yok, hocanın dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama birşey yapamıyorlar..
Sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş: – Kimsin lan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun? Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış: – Hadi bilsene kim olduğumu ?….
Kendi ihtiyaçlarınız ve arzularınızla ilgili farkındalığınızı şu sorulmayan soruya çevirdiğinizde, belki de;”Ben bu durumda bütünün hayrı için ne yapabilirim?” diye sorduğunuzda, bilinciniz de gelişir.
Bir çok insan ise genelde her durumda şu soruyu sorar;”Burada benim için ne var?” veya ”Ben bundan ne elde edeceğim?”. Yani hemen hemen hepimiz kendi arzularımız, dileklerimiz kişisel fantezilerimizle daha çok ilgileniriz. Pek çoğumuz kendi çıkarı peşindedir.
Ama ”Ben bu durumda bütünün hayrı için ne yapabilirim?” diye sorduğunda perspektif çarpıcı biçimde değişir. Çünkü şimdi, sadece kendi bireysel ihtiyaçlarımıza odaklanıp onlara daralmak yerine , hayatın bir çok formla kendini ifade edişini kapsayacak şekilde kendinizi farkındalıkla genişletmişsinizdir.