Bakın bakalım size neler vermiş Tanrı…

Zamanın Birinde Yaşayan Mutsuz Bir Adam Varmış…

Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış.  İyi de yaşarmış. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş.. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış… Bir gün Tanrı’ya “Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun düşünüp” demiş… “Neler”… demiş Tanrı… “Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St. Bernard köpeği… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde… Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim.
Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen…” “Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü de milli santrafor olsun.” “Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım, yollarda…” “Ne güzel bir hayal bu” demiş, Tanrı… “Mutlu olmanı dilerim…”

Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii… Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısı ile kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene harikaymış. İki St.Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama, evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış. Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlıkte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrarisi olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş… “Ben” demiş “Hiç mutlu değilim…” “Neden”… demiş, arkadaşı… “Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalamıyor.” “Karın çok güzel” demiş, arkadaşı… “Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik.”

Adam dinlememiş bile onu…

Bir gün karısına “Hiç mutlu değilim” diye dökmüş içini… “Neden” demiş, karısı… “Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47. katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…” “Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” demiş, karısı… “Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz… Üç de harika çocuğumuz var.”

Adam dinlemiyormuş bile…

Ruh doktoruna koşmuş bir gün… “Ben mutlu değilim” diye… “Niye” demiş, doktor… “Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi…” Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor” demiş, doktor… Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 $ vizite yazıp yollamış.

Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında  “Tanrım” demiş…  “Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”  “Hatırladım” demiş, Tanrı… “Güzel bir hayaldi.” “Peki, niye onların hiç birini vermedin bana” demiş, adam…  “Verebilirdim” demiş, Tanrı… “Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim.” “Bak neler verdim sana…” Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı kız evlat…
Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu.” “Evet” demiş, adam… “Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” “Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım” demiş, Tanrı… “Sen ne istedin ki” demiş, adam hayretle… Tanrı’nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemişmiş hayatında.
“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim” demiş, Tanrı…

Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş. Yıllar önce kurduğu hayalin yerine  “Keşke bunu hayal etseydim” dediği bir hayal… Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47. kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış. Kızların şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün… Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş… Sınır tanımadan büyük düşünmek…Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak… Ama elde ettikleriyle de mutlu olmayı bilebilmek… Tanrı’nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı…

Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cır cır böcekleri ne güzel ötüyor…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her durumda elimden gelenin en iyisini yapacağım…

http://youtu.be/IGMW6YWjMxw

Videoda Wangari Maathai bir masal anlatıcısı. Eski bir Afrika masalı anlatıyor, kendini anlatmak için. Büyük bir orman yangınını söndürmek için küçücük gagasıyla su taşıyan bir sinek kuşunun hikayesini anlatıyor:

“Karşı karşıya olduğumuz sorunlarla sürekli bir şekilde bombardıman altında olduğumuz için kendimizi tamamen bunalmış hissettiğimizde, sinek kuşunun hikayesini hatırlarım. Dev bir ormanda büyük bir yangın çıkmış. Ormandaki bütün hayvanlar kaçışmışlar ve ormanın yanmasını üzüntü içinde seyretmeye başlamışlar. Kendilerini son derece tükenmiş, çaresiz ve güçsüz hissediyorlarmış. Küçücük bir sinek kuşu hariç. Sinek kuşu, ‘bu yangını söndürmek için bir şeyler yapmalıyım’ demiş ve en yakındaki dereye gidip gagasına bir damla su almış, sonra ormana kadar uçup yangının üzerine bırakmış. Olabildiğince hızlı bir şekilde bir aşağı, bir yukarı uçup, damlaları yangının üzerine bırakıyormuş. O sırada bütün diğer hayvanlar çaresiz bir şekilde yangını seyrediyorlarmış. Aralarında kocaman hortumlarıyla çok daha fazla su taşıyabiliecek filler bile varmış. Sinek kuşuna sormuşlar: ‘Ne yapabileceğini sanıyorsun ki? Sen küçük bir kuşsun, bu yangın ise dev gibi. Seni kanatların küçücük, gagan minicik. Her seferinde ancak bir damla su taşıyabilirsin.” Onlar cesaretini kıracak sözler söylemeye devam ederken, sinek kuşu hiç vakit kaybetmeden uçmaya, yangını söndürmek için gagasıyla su taşımaya devam etmiş. O arada da dönüp diğer hayvanlara cevap vermiş: ‘Yapabileceğimin en iyisini yapıyorum.’ Bence hepimizin yapması gereken de işte bu. Her zaman o sinek kuşu gibi olmalıyız. . Ben sinek kuşu olacağım, elimden gelenin en iyisini yapacağım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğru olanı yapman için ihtiyaç duyduğun korku mu?

Sizler tanrıya bir ebeveyn rolü biçtiniz. Ve tanrıdan, ödüllendiren ya da cezalandıran bir yargıç yarattınız….Doğru olanı yapman için ihtiyaç duyduğun korku mu? İyi olman için tehdit edilmen mi gerekiyor? Ceza almaktan mı korkman gerekiyor? ” F.Nietzsche

Kurbağa oldum…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dedemin İnsanları – Fragman – Çağan Irmak

http://youtu.be/Q9Gc4F0S1og

Ozan, Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Girit göçmeni dedesi Mehmet Bey nedeniyle arkadaşları onunla “gavur” diye alay etmektedir. Yalnız kalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar “Biz Türküz.” diyerek onlara kafa tutar.

Ozan’ın dedesi Mehmet Bey, kasaba eşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıyla ilgilenip, onlara yardım eder. Hoşgörürsüyle bilinen Mehmet Bey torununun bu durumundan dolayı üzülmekte ve endişe duymaktadır.

Mehmet Bey daha yedi yaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılmış, mübadeleyle Girit’ten göçmüşlerdir. Mehmet Bey’in en büyük arzusu ölmeden evvel doğduğu toprakları görebilmektir. Bu özlemle sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Ege’nin mavi sularına bırakmaktadır. DEDEMİN İNSANLARI, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor.

Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, azınlık olmaya, bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakacaksınız.

Çağan Irmak’tan Dedemin İnsanları
25 Kasım’da Sinemalarda!

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öfke ve kininizle hemen karar vermeyiniz.Duydukla rınızın hiçbirine ,gözünüzle gördüklerinizin ise yarısına inanın…

Önyargıya görsel olarak bir örnek verelim.

Aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın, ilk baktığınızda ne görüyorsunuz?. ..

 

Bir çalılık üzerinde oturan kurbağa değil mi?

Bakın resim belli bir süre sonra hareket ediyor, ne imiş?

Bir at başı…

Demek ki; “hayatta hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilirmiş“, ne dersiniz?

Öfke ve kininizle hemen karar vermeyiniz.Duydukla rınızın hiçbirine ,gözünüzle gördüklerinizin ise yarısına inanın.Çünkü gerçekler gözlerinizle dahi görseniz öyle olmayabilir.

Önyargısız olan kişiler, yaşama farklı gözle bakabilen kişilerdir. Ne zaman bir olaya önyargıyla yaklaşacak olursanız, kurbağa’nın at başına dönüşebileceğini hiç unutmayın.

Önyargısız ve yargısız infazlardan uzak bir dünya dileğiyle

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Minik lahmacunlar…

içindekiler
İç Malzemeleri :
•1 baş soğan, rendelenmiş
•400 gr kıyma
•4 adet domates, küçük küçük doğranmış
… •4 adet çarliston biber, doğranmış
•Yarım demet maydanoz, ince ince kıyılmış
•1 tatlı kaşığı karabiber
•1 tatlı kaşığı tuz
Ayrıca :
•4 adet yufka
•1 yumurtanın sarısı
hazırlanışı
•İç malzemelerin tümünü çiğ olarak karıştırın.
•4 adet yufkayı üstüste koyup sekize bölün. Her bir üçgenin geniş kısmına harçtan bolca koyun (pişince harç azalıyor).
•Sigara böreği gibi sarın. Böreklerin uç kısmına suyla ıslatılmış fırçayı sürüp yapıştırın.
•Hepsini yağlanmış tepsiye dizin. Üzerlerine yumurta sarısı sürün.
•Böreklerin ortasına bıçak yardımıyla bir çizgi çizin ve karnıyarık şeklinde açın.
•200 C fırında böreklerin üzerleri kızarana kadar pişirin
Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Televizyonsuz hayat oh ne rahat…

Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görme…nin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:
– Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?

Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile…

Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:
– Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:
– Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.
– O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.

Küçük çocuk:
– Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.

Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.

Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.
Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:
– Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.
Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.Sonunda merak edip:
– Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?
Küçük çocuk:
– Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Düşünüyorum… Günün fotosu… 18/10/2011

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yollara niye düşeriz…

 

Bazen uzaklaşmak için
Bazen değişiklik için
Bazen gurbet için
Bazen sevilene ulaşmak için
Bazen kaçmak için

Bazn düşünmek için

Bazen kendini geliştirmek için
Bazen varmak için
Bazen bir amaç için
Bazen başarmak için
Bazen aşk için
Bazen yalnız kalmak için
Bazen değişmek için
Bazen yenilik için
Ama hep gitmek için…
Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye geldim…

HAYAT UZUN BİR MARATON
Hava kararmaktadır. Maraton yarışı sonuçlanalı bir saati geçmiştir. Stadyum neredeyse boşalmıştır. Stadyumun temizlikçileri yavaş yavaş etrafı toparlamaya bile başlamıştır. Tam o sırada stadyumun giriş kapısından bir siyahi atlet gözükür. Atletin gözü bitirme ipini aramaktadır. Koşma ile yürüme arası bir şey, seke seke ilerlemektedir. Sonunda atlet bitirme ipini göğüsler. B…öylece John Stephen Akhwari, Mexico’daki 1968 Olimpiyatları’nda tarihe geçer. Ama bu Tanzanyalı atletin tarihe geçmesine asıl neden, yarışı en son bitiren atlet olması değil, ipi göğüsledikten sonraki sözleri olmuştur.
Bu Tanzanyalı atlet yarış sırasında bir kaza geçirmiş ve yaralanmıştır. Tedavisi yapılmıştır, ama bacağı hâlâ kanamaktadır. Stadyumda kalan bir küçük kalabalık bu atleti alkışlarlar. Bir kısmı takdirle alkışlamaktadır, bir kısmı da adamın yaralı bacağını görmediklerinden, belki de dalga geçerek alkışlamaktadır. Bu alkışlamada belki de, “Aksam-ı şerifler hayrolsun! Nerelerdeydiniz mirim?” türünden bir sorgulama bile vardır. Maraton koşusunu yazacak bir-iki gazeteci daha
stadyumdan ayrılmamıştır. “Neredeydiniz mirim?” sorusunu bu gazeteciler daha bir usturuplu sorarlar :
“Yarışı kazanma şansınızı kaybetmiştiniz. Neden ille de yarışı bitirmek için bu kadar kendinizi zorladınız?”
Bu soruya Tanzanyalı atlet çok şaşırır; ama sonunda cevabını verir :
“Beni ülkem buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye yolladı..”
Bir yorum :
Yukarıdaki öyküyü sık sık hatırlarım. Özellikle kolay pes eden, görevini tamamlamadan bir işi bırakan, yarıştan kaçan insanları gördüğümde hatırlarım. Yaşam, iş yaşamı da buna dahil, bir uzun maratondur. Bu uzun yolda çok şey gelebilir insanın başına. Ama asıl olan, bu yarışın uzun olduğunun farkına varmak ve yarışı bitirmektir. Belki yarışın, bir tek birincisi vardır. Ve her zaman birinci sırada bitirecek güçte olmayabiliriz. Ama asıl olan, yarıştan kaçmamak, çekilmemek ve sonuna kadar koşmaktır. Kişiler yeni işlerine, bir yeni projeye, bir eğitim programına, evliliğe çoğu kez bir büyük coşku ile başlarlar. Tıpkı bir maraton yarışına başlar gibi. Ama bir bakarsınız, zoru görünce bazıları yarışın başında, bazısı ortasında, bazısı sonuna doğru havlu atarlar. Sanırlar ki, görevleri sadece başlamaktır.

Yaşamda hiçbir şey kolay değildir; bir çaba ister, enerji ister, özveri ister. Yaşamda koşullar uzun soluk gerektirir. Yarışlar, bitirmek içindir.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ebegümeci ve adaçayı… Birebirdir kronik boğaz ve bademcik enfeksiyonuna…

İBRAHİM SARAÇOĞLU EBEGÜMECİ KÜRÜEbegümeci, gerçek bir protein ve C-vitamini deposudur. Kalsiyum ve fosfor bakımından bulunmaz bir tabii kaynaktır. Ağız ve diş temizliği için de ebegümeci gargarası bulunmaz bir nimettir. İçerdiği malvidin ve malvin maddeleri sağlıklı diş eti yapısı  için ideal bir yardımcı olmakla birlikte, plaque (plak) önleyici ve de ağızdaki bakterilere karşı da güçlü bir pro-oxidant özelliğe sahiptir. Bu sayede haftada birkaç defa yapacağınız ağız gargarası, sizi  faranjite, bademcik iltihablanmasına (tonsilit) ve sağlıksız diş etlerinin
oluşumuna karşı koruyacaktır.

Kronikleşmiş bademcik ve boğaz iltihaplarında ebegümeci bitkisinin desteği çok önemlidir. Ebegümecinin karışımlardaki kullanım miktarı çok azdır ancak tedavi için katkısı çok fazladır. adaçayının boğaz ve bademcik iltihaplarındaki koruyucu ve önleyici gücünü, gerçek bir tedaviye çeviren ebegümecidir. Adaçayı ile ebegümeci karıştırıldığı taktirde kronik boğaz ve kronik bademcik iltihablarına karşı gerçek bir silah oluştururlar.

Kronik bademcik enfeksiyonuna karşı kür :

Kaynamakta olan bir bardak klorsuz suya (yaklaşık 150-200 ml) dört-beş gram adaçayını ve iki adet ebegümeci yaprağını ilave ederek  on dakika kısık ateşte kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra süzünüz. Soğuduktan sonra gargaraya hazır demektir. Her gün en az üç defa gargara yapılır. Bademcik enfeksiyonunuz ileri derecede ise hiç çekinmeden günde altı-yedi defa gargara yapabilirsiniz.  Bir ay boyunca her gün gargaraya devam ediniz.

Dikkat:

Farenjit ve bademcik problemi olanların sigara ve asitli içeceklerden (kola, soda, maden suyu gibi) özellikle uzak durmaları gerekir. Uygulama larda bu kurala mutlaka özen gösterilmelidir.

Dikkat: Ebegümeci Hamile kalmayı zorlaştırır

Ebegümeci Çukurova bölgesinde çokça tüketilen bir bitkidir. Salatası ve turşusu yapılır, çayı içilir. İlkbahar mevsimiyle beraber, kırmızı, mavi ve beyaz çiçekli olarak çıkmaya başlar.  Anne olmak isteyenlerin ebegümeci yemeğinden, salatasından ve çayından  uzak durmaları gerekir. Çünkü, yumurtayı kistik yapıya dönüştürme gücü
vardır. Hamile kalmayı zorlaştırır.

Not: Kullanmdadan önce doktorunuza danışınız…

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT…

 Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

Tıkandı Baba, çay getir!..
Tıkandı Baba, kahve getir!..
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.

Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.

Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına:

“Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.

Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.

– “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.

Taze baklava, güzel baklava!

Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.

Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş.

Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut:

“Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:

– “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
– Geldi sultanım!
– Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
– Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

“Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.

“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş;

“Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış.

“Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş.

Padişahın adamları ’peki’ deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.

Baba, “niçin?” demiş. Askerler:

“Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.

“Ne olacak şimdi” demiş.

“Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş.

Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

O yüzden kendi önünden çekil!

 

Başına ne gelirse gelsin, sorumlusu sensin. Başkaları sana bir şey yapmıyor. Sen böyle olmasını istedin, öyle oldu. Biri seni sömürüyor çünkü sen sömürülmek istiyorsun. Biri seni hapse atmıştır çünkü sen hapse girmek istedin. İnsanlar sana bir şey yapmadı: onu isteyen sensin. O yüzden kendi önünden çekil!

____OSHO