Biz olmakla ilgili bir öykü…

 

Bir gün yoksul ve yalnız bir köye elinde torbası ile bir yabancı gelir. Gelen yabancıdan korkan köy halkı evlerine kapanır. Yabancı köy halkına kendisinden kimsenin korkmamasını,  sadece bir gezgin olduğunu, gece için yatacak bir yer istediğini bunun karşılığında malzeme verdikleri taktirde onlara yemek yapabileceğini  söyler. Köy halkı yabancıdan çok korkmuştur,  çok da yoksul oldukları için fazla yiyecekleri yoktur ve hiçbiri yemeklerini yabancı ile paylaşmak  istememektedir. Ona paylaşacak birşeyleri olmadığını ve kimsenin onu misafir etmek istemediğini  söylerler. Yabancı “olsun” der. “Siz beni istemeseniz de ben bu gece burada kalmak zorundayım. Gece karanlıkta yola devam etmem çok zor. Kendim için bir çorba yapacağım isterseniz sizde benimle çorbayı paylaşabilirsiniz.”

Yabancı köyün ortasında bir ateş yakar, kuyudan su çeker ve içine çantasından çıkardığı taşı atar. Bunları yaparken bir yandan da kendi kendine konuşmaya başlar. “Nefis bir çorba bu, harika olacak keşke bir parça kabakta olsaydı.” Bu arada bütün köy halkı gizli evlerinin penceresinden gizlice yabancının çorba yapışını merakla seyretmektedir. Köydekilerden biri evinden küçük bir kabağı korka korka yabancıya getirir.Yabancı kabağı alır ve çorbanın içine koyar. Tekrar kendi kendine konuşmaya başlar. “Harika bir taş çorbası bu, kabakla çok daha leziz oldu keşke biraz da havuç olsa.” Köylüler yavaş yavaş evlerinden çıkarak kendilerine sakladıkları  sebzelerden ufak parçalar getirmeye başlarlar. Yabancı bütün sebzeleri alır ve kaynattığı taş çorbasının içine doğrar. Bir yanda çorbanın harika olduğunu söylemeye devam eder. Sonunda çorba pişer ve yabancı tüm köylülere evlerinden tabak getirmelerini söyler ve hep birlikte çorbayı içerler. Çorba çok güzel olmuştur. Herkes şaşkındır. Ortada hiç bir şey yokken bir anda bir taş sayesinde nefis bir çorba yapılmış ve aç olan herkes doymuş, uzun zamandır biraraya gelmeyen  insanlar ateşin etrafında konuşmaya başlamıştır.Köylüler bu güzel günü yeniden yaşamak için yabancıdan elindeki sihirli taşı satmasını ister. Yabancı taşı asla satmayacağını belirtir ve ertesi gün köyden ayrılır. Dönüş yolunda çocuklar yabancıyı beklemektedir. Yabancı çantasından taşı çıkarır ve en genç olanına taşı verir. “Sihir taşta değil. Bu sıradan bir taş köye girerken yolda bulup heybeme atmıştım. Asıl sihir köylülerde, mucizeyi onlar  gerçekleştirdi. Sende artık yeni bir mucize gerçekleştirebilirsin ” der.

Hikaye : Bir Portekiz halk masalından “stone soup” alınmıştır.

aysegul gungor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ey mutluluk, ”Elma dersem çık, armut dersem çıkma!..”

 Mutluluk nedir sahi !… kanat takıp uçmak mı uçsuz bucaksız göklerde, balık olup dalmak mı ummanlara;  ya da Evliya Çelebi gibi seyyah olmak mı dersiniz !…
açlıktan kıvrananlar için bir lokma ekmek, bir yudum su;  hastanede yatan, acı çeken hasta için bir ilâç meselâ…  ya da yolunu şaşırmışın tekrar yola kavuşması belki de…
bir bülbülün gülü sevmesi…  ya da, âşığın sevgilisinin gözüne düşmesi…

sahi nedir mutluluk?  …kimine göre para  …kimine göre sağlık  …kimine göre aşk  yoksa bunların toplamı mıdır?  mevsimlerin güneşe kavuşması…  ağaçların tomurcuğa durması…  bilinmezliklerde aranan duygu mu!..

hangimiz mutluluğu aramadık;  ya da mutluluğu özlemedik ki !..  mutluluk kim, ya da ne tarafından bize verilir de,  hep mutluluğu çağırır;  ve onu bulamadığımızdan yakınırız.
mutluluk dediğimiz şey,  bu kadar gizemli, ulaşılması zor;  ve, yakalayanda ömür boyu süren;  ya da hiç karşılaşılmayan bir olgu mu!..

mutluluk için acaba ne yapıyoruz;  neden onu arayıştayız habire?  onu,   illâ isteriz, isteriz de;  gözümüzün içine bakan mutluluğu görmemekte de inat ederiz.
yanımızdan geçer de ıskalarız her sefer, Dönüp yine ağlarız.  ey mutluluk,  ”Elma dersem çık, armut dersem çıkma!..”   diye oynanan körebe gibi  değil!… değil !…
mutluluk yanıbaşımızda bizle yürür aslında,  bardağın boşunu görmek maharet değil;  dolusunu görmek  yakalatır ancak bize onu…  polyanacılık değil söylediklerim,
elimizdekilerden mutluluk çıkarmak asıl iş…  hata bulmak kusur aramak kolay,  –dünyanın en mükemmel şeyinde bile kusur bulunur;  ve mutsuzluk çıkarılır–
önemli olan,  o şeylerin güzel yönünü görmekte.

mutluluk kıyas istemez,  ve hiçbir şeyle karşılaştırılamaz;  çünkü, insanların beklentileri farklıdır.  düşünsenize…  dünyanın peşinden koştuğu ve ikonlaştırdığı aktrislerle kocaları, geçinemeyip ayrılıyorlar.  hani mükemmel güzeldiler!…  onunla bile mutluluk yaşanmıyorsa,  mutluluk tipte, rahatlıkta, çok parada ve çok şöhrette değil;
mutluluk yürektedir.  Siz,ona seslenin yeter ki !…  hemen yanınızda bitmek için koşa koşa gelir.

hayata bakış farkıdır mutluluk… nesnede, tipte, ya da olguda değildir hiçbir zaman…  Siz seslenin, o sizi bulur mutlaka…

hadi, size bir hikâye …  Baba ve iki küçük çocuğu ormanda gezintiye çıkmışlar.  Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri:  “Baba, çok yoruldum, beni kucağına alır mısın?” deyince,  babası, yürümeyi sürdürerek:  Üzgünüm, seni kucağıma alamam;ben de çok yorgunum.” demiş.  Aldığı yanıttan hiç hoşlanmayan çocuk, ağlamaya başlamış.
Babası, tek sözcük söylemeden durmuş ve ağaçtan bir dal kesmiş;  dalı bıçakla düzelterek oğluna vermiş ve:  “Al oğlum,sana güzel bir at işte!.” demiş.  Gözleri mutluluktan ışıldayan çocuk,  büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata binmiş  ve ”deh !..”diyerek,büyük bir mutlulukla evine gitmiş.
Baba,  kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına dönerek:  “İşte yaşam budur kızım.  Kimi zaman sen de ruhsal ya da bedensel açıdan yorgun olduğunu duyumsayabilirsin.
İşte o zaman sen de kendine ağaç dalından bir at bul ve mutluluk içinde sürdür yolunda ilerlemeni…
Sonra da, neyi anlatmak istediğini açıklamış…
“Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, belki de bir çocuğun gülümsemesi olabilir. Çevresine bakınıp böyle bir atı arayan herkes onu bulabilir
Demem odur ki;
Yaşamın ne denli zor olduğunu düşünürsen, senin için yaşam o denli zorlaşır;ama, yaşamını kolaylaştıracak şeyi bulduğun an, mutluluğu da bulursun…”

Hayatı zorlaştıran da…   kolaylaştıran da…  mutluluğu yakalayan da…  öteleyen de bizleriz.  tercih sizin…

Aware kelimelere teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kardeşçe yaşamayı öğrenmeliyiz…

Hepimiz beraber KARDEŞÇE yaşamayı öğrenmeliyiz. Yoksa hepimiz beraber aptalca öleceğiz…

Martin Luther King

Kendimize sormamız gerekenler…

 

Bazı sorular vardır, kendimize sormaya bir türlü cesaret edemeyiz. Ancak onları sorduğumuzda, içimizde bir şeylerin değişmeye başladığını hissederiz. . Bu soruların doğru veya yanlış yanıtları bulunmamaktadır. Sadece kendimize yönelik bir farkındalık kazandırmak ve bizleri kendimiz hakkında biraz daha düşündürmek amacıyla hazırlanmıştır. İşte kendinize sormanız gereken 51 soru.
Bizden sorması
1.Tam olarak ne istiyorsunuz? İstediğinize ulaştığınızı nasıl bileceksiniz?
2.Kim ya da ne olmak istiyorsunuz?
3.Neye sahip olmak istiyorsunz? Gerçekten neye sahipsiniz?
4.Kendinizle ve başkalarıyla ilgili neyi kontrol edebilir ya da edemezsiniz?
5.Güçlü yanlarınız nelerdir?
6.Geliştirilmesi gereken yanlarınız nelerdir?
7.Hayatta değer verdiğiniz en önemli 5 şey nedir?
8.Yaptığınız işi seviyor musunuz? (Bugün milli piyangodan size büyük ikramiye çıksaydı, yaptığınız işe yine de devam eder miydiniz?).
9.10 yıl sonra bugün yaptıklarınızın ya da yapmadıklarınızın hangileri önemli olacak?
10.Şu an her istediğinizi yapabilecek imkanınız olsaydı, yine de bugün yaptıklarınıza devam eder miydiniz?
11.Ölmeden önce yapacağınız tek bir şey olsaydı, bu ne olurdu? Bunu neden şimdi yapmıyorsunuz?
12.En büyük korkunuz nedir?
13.Yaşamdaki en büyük amacınız nedir?
14.Bu amacınıza ulaşmak için kendinizde hangi becerileri geliştirmeniz gerekiyor?
15.Yaşamda belirlediğiniz hedef-ler için atmanız gereken “ilk adım-lar” ne(ler)dir?
16.Yaşamdaki göreviniz-misyonunuz nedir? Ne için yaşıyorsunuz?
17.Sizin için başarının tanımı nedir? Başarılı olduğunuzu nasıl anlarsınız?
18.Kendinizi değerli hissetmeniz için neye ihtiyacınız var?
19.Sizi sınırlayan en büyük kısıtınız nedir?
20.Yaşamda genellikle neye ya da kime öfkelenirsiniz? Neden?
21.Yaşamda sizi güçlü hissettiren şey-ler ne(ler)dir?
22.Bugün hayatınızdan ne eksilse yaşamınızın anlamsız olduğunu düşünürdünüz?
23.Dünyaya yeniden gelseniz, neyi farklı yapardınız?
24.Kendinizde değiştirmek istediğiniz en öncelikli şey nedir?
25.Kendinizde beğendiğiniz ve beğenmediğiniz en önemli üç özelliğiniz nedir?
26.Sizce mutluluk nedir? Mutlu olmak en çok ihtiyaç duyduğunuz şey nedir?
27.Şu anda yaşamınızda sizi mutlu eden en önemli şey nedir?
28.Yaşamınızda sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?
29.Şu an yaşamınızda en çok keyif aldığınız şey nedir?
30.Yaşamınızda ne derecede minnettarlık duyarsınız?
31.Bugün kendinizle ilgili farklı olarak ne öğrendiniz?
32.Kim-ler-i seviyorsunuz. Onları neden seviyor ya da onlardaki neyi seviyorsunuz?
33.Yaşamınızdaki öncelikleriniz nelerdir? Neden?
34.Hayatınızdaki prensipleriniz ve ilkeleriniz nelerdir?
35.Kendinizi yaşamda nelerin bir parçası olarak görüyorsunuz?
36.Kendinizi hangi koşullarda güvende hissedersiniz?
37.En çok neye gülersiniz?
38.En çok neye üzülürsünüz?
39.Hayatta en çok kime ya da neye güvenirsiniz? Neden?
40.Dünyada ölmeden önce gitmek istediğiniz yer-ler neresidir? Neden?
41.Tarihte en sevdiğiniz lider veya kahraman kimdir? Neden?
42.En çok bırakmayı istediğiniz alışkanlığınız hangisidir?
43.Kendinizde olmayan ama görmek istediğiniz kişisel özellik-ler ne(ler)dir?
44.Severek izlediğiniz ve en beğendiğiniz film hangisidir? Neden?
45.Sizi motive eden en önemli şey nedir?
46.Sizin motivasyonunuzu bitiren en önemli şey nedir?
47.Ölüm sizce neyi ifade ediyor?
48.Sizce yaşamın anlamı nedir?
49.Tam olarak siz kimsiniz?
50.Mutlu musunuz?
51.Kendinize sorulmasını en çok istediğiniz soru nedir
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Madem kullanmayacaksın ne farkederki…

Cimri bir adam, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.

Altınları yer altına gömüp ara sıra kontrol eder.

Bir gün bir işçisi onu ararken cimriyi altınları gömdüğü yeri keşfeder.

Gece vakti altınların olduğu yere gidip, tüm altınları çalar.

Cimri altınların gömülü olduğu yere geldiğinde tüm altınlarının çalındığını anlar.

Ağlaya ağlaya kendini perişan eder bir vaziyette iken; bir komşusuna durumu anlatır.

Komşusu ona şöyle der:

“Kendini üzme artık, bir taş alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün.

Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre taş da aynı işi görecektir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen köpek var…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi…

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği… İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu
***

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağaç boyundadır zürafalar… Günün fotosu…23/10/2011

 

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım…


Seviyoruz diyelim, birini seviyoruz, hem de ne çok, ne derin, ölesiye… O kişi de aynı şekilde aşkımıza karşılık veriyor diyelim. Ama sonra, zamanla, tavsıyor muhabbet, örseleniyor. Kazara delinmiş bir balon gibi sürekli hava kaçırıyor, küçülüyor. Giderek canlılığını yitiren bir ateş gibi sönmeye yüz tutuyor. Gün geliyor, sevdiğimiz insan bizden ayrılmak istiyor. İnanamıyoruz. Yıkılıyoruz. Kalbimizin etrafında bir yumruk, demirden zırh gibi sıkıyor, nefes alınca bile canımız yanıyor. Dayanamıyor, heyheyleniyoruz. Kabullenemiyoruz. Israrla onu elimizde tutmaya çalışıyoruz. Sinirleniyor, öfkeleniyor, hatta “sözlü” ya da “fiziksel” şiddete başvuruyoruz. Şiddetin olduğu yerde muhabbetin yeşeremeyeceğini anlayamadan. Mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor böyle terkedilmek. İnsanız ne de olsa. Etten ve kemikten ve billur bir kalpten müteşekkil. Oysa unutmamak lazım ki nefsimize ağır gelen şeyde bizim için hayır var.

Örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, insanı içten içe kemiren meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler… Hepsine aynen doludizgin devam ediyoruz, sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.

Şu hayatta yaşadığımız sorunların çoğunu vazgeçemediğimiz için yaşıyoruz aslında. Israr ve inat ettiğimiz için. Takıntılarımızdan dolayı. Takıntı ile tutkuyu birbirine karıştırıyoruz sürekli; oysa ne kadar farklılar…

Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım. Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek. Vazgeçebilmek, bazen en güzeli!

Elif Şafak

Üzdüğünüz Kadar Üzüleceksiniz… O yüzden aman dikkat…

Unutmayın…!”Yaktığınız Can Kadar Canınız Yanacak Ve Üzdüğünüz Kadar Üzüleceksiniz…

Hz.Muhammed

Düşüncemizin bizi nasıl yönlendirdiğine dair bir öykü…

Bir Çinli, baltasını kaybetmişti.

Onu, komşusunun oğlunun çaldığını sanıyordu.

Bunda da yanılmadığına inanıyordu.

Çünkü onun yürüyüşü, bir balta hırsızının yürüyüşüne benziyordu.

Yüzü, bir balta hırsızının yüzü gibiydi.

Konuşması da bir balta hırsızının konuşmasından farksızdı.

Onun, bir balta hırsızına benzemeyen hiçbir yanı yoktu.

Fakat bir gün adam, baltasını bahçesinin uzak bir köşesindeki bir hendeğin içinde buldu.

Ertesi gün komşusunun oğluna baktı.

Yürüyüşü, hiç de bir balta hırsızının yürüyüşü gibi değildi.

Yüzü de bir balta hırsızının yüzüne benzemiyordu.

Konuşmasının ise, bir balta hırsızının konuşmasıyla en küçük bir benzerliği bile yoktu.

Onun, bir balta hırsızına benzeyen hiçbir yanı yoktu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gözyaşı olup yağan yağmura karışasım var…

 

Evet, bugün çağırmayın beni ne olur…   Bugün biraz kendimle başbaşa kalasım var.  Başımı göğsüme yaslayıp saçlarımı okşayasım,  Kendime sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlayasım var…   Bugün ilgilenmeyin benimle ne olur.  Bugün herkesin içinde yapayalnız kalasım var…   Bugün gözgöze gelip, alıp gitmeyin beni ne olur.  Bana bakan gözlerinizi hissederken başımı hep önüme eğesim,  Elimi omzuma …atıp kendimi sakin bir yere kaçırasım var…   Bugün ayıplamayın beni ne olur.  Bugün kalender gözükmeyip kendimle dertleşesim,  Bütün anlatmak istediklerimi sonuna kadar sabırla dinleyesim var…   Bugün hiç bir şey sormayın bana ne olur.  Bugün tüm sesli sözcüklerime izin verip, suskunluğumla kalasım;  Boş boş duvarlara bakıp uzaklara dalıp gidesim, hüzün denizimde boğulasım var…   Velhasıl ;   Bugün önce siyahlara bürünüp yağmurda ıslanasım,   Gözyaşı olup yağan yağmura karışasım,   Yağmurdan sonra gökkuşağı gibi tekrar doğasım var
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sebze çorbası…

içindekiler
•3 yemek kaşığı tereyağı
•2 orta boy soğan
•2 yemek kaşığı un
•1,5 yemek kaşığı domates salçası
… •1 yemek kaşığı biber salçası
•2 patates
•2 kabak
•3 havuç
•1 çay bardağı bezelye
•1-1,5 lt kaynamış su
•Tuz

•Soğanı ve sebzeleri soyun, yıkayıp doğrayın.
•Tereyağını eritin. Soğanı yağda pembeleştirin.
•Pembeleşince salçaları ekleyip 1-2 kez karıştırın.
•Sebzeleri ilave edin, 3-4 dakika sonra unu ekleyin.
•Un ile bir süre kavurduktan sonra suyu ve tuzu ekleyin.
•Hafif ateşte sebzeler yumuşayana kadar pişirin.
•Pişince çorbayı blenderdan geçirin.
•Eğer çorbanın kıvamı yoğunsa, azar azar kaynamış su ekleyin.
•Afiyet olsun.
Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sizin için ateş yakacak dostlarınız olabilmesi dileğiyle…

 

 

Para sıkıntısı çeken bir adam, patronundan yardım ister. Patron ise onunla iddialaşır: eğer bir dağ başında bütün bir gece tek başına kalabilirse büyük bir ikramiye alacaktır. Yok başaramazsa o zaman patrona bedava çalışacaktır. Dükkandan çıkarken dışarıda buz gibi bir rüzgar estiğini görür. İçine bir korku düşer ve iddiaya girmekle bir delilik yapmadığından emin olmak için en iyi arkadaşı Aydi’ye akıl danışmaya karar verir.

Aydi biraz düşündükten sonra cevap verir; “Sana yardım edeceğim. Yarın sabah dağın tepesine çıkınca hep ileriye bak.  Ben komşu dağda senin için harlı bir ateş yakıp bütün gece bekleyeceğim. Ateşi seyret, arkadaşlığımızı düşün, için ısınsın. Sen istediğini elde edeceksin, sonra benim de senden bir isteğim olacak.”

İşçi iddiayı kazanır, parasını alır ve sonra arkadaşının evine gider: “Benden bir şey isteyecektin.”

Aydi karşılık verir: “Evet, ama derdim para değil. Söz vereceksin, eğer günün birinde hayatımda buz gibi bir rüzgar eserse sen de benim için dostluk ateşini yakacaksın.”

Poula Coelho…Elif kitabından alıntıdır…

Sigara içenlerin geleceği… Günün fotosu… 19/10/2011

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »