Günün fotosu… 12.07.2011

Tasmanya ve Avustralya akarsularında yaşayan, tekdelikliler (Monotremata) takımından yumurtlayan bir memeli. Boyu 60 cm kadardır. “gagalı memeli” veya “ördek gagalı platipüs” olarak da bilinir. Vücudu susamuru veya köstebek gibi kürklüdür. Avustralya yerlileri buna “su köstebeği” adını verirler. Ağzı bir ördek gibi gagalı ve ayak parmaklarının arası kaz ayağı gibi perdelidir. Çok iyi yüzer, ayakları beş parmaklı ve kanca tırnaklıdır. Güçlü tırnaklarıyla ırmak kenarlarında kendine bir yuva kazar ve içini kuru otlarla döşer. Yuvası iki deliklidir. Yuva toprak altında 6-9 metre derine uzanabilir. Gece avlanmaya çıkar. Gagasıyla balçığı karıştırarak bulduğu kurtçukları yanak torbasında biriktirir. Sudan çıkınca kıyıda

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkese dört yapraklı yonca gitsin…

 

Yoncaların anlamı şöyleymiş:

 

Birinci yaprak ümidi,

ikincisi barışı,

üçüncüsü aşkı,

dördüncü yaprak ise şansı simgelermiş…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kağıtta levrek…

[oktayusta_kagitta_levrek.jpg]

1 adet levrek
1 domates
1 biber
1 limon
defne yaprağı
1 tutam maydanoz
zeytinyağı
tuz
tane karabiber

HAZIRLANIŞI:
1 adet levreği fileto haline getirin.
Yağlı kağıd dilim kesilmiş domatesin
yarısını dizin.Üzerine levrek filetoyu alın.
Üzerine kesilmiş olan biberi dizin.
Üzerine tekrar domates dilimleri defne yaprağı
1 tutam maydonoz ilave edin.
Yağlı kağıdı iyice kapatın.
Önceden ısıtılmış 200 decelik fırında pişirin.
Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Maydanoz ve kullanım şekilleri…

Hem lezzetli, hem de son derece yararlı bir bitki maydanoz. Üstelik de çok bol. Her mevsim, pazar ve manav tezgahlarında bulmak mümkün.  Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Maydanozda ayrıca, kalsiyum, potasyum, kükürt, magnezyum ve klorin ile A ve K vitamini bulunuyor.

FAYDALARI

  • . Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağı olduğu için görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi geliyor.
  • . Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı, kanı arttırarak oksijeni metabolize ediyor ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım ediyor. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindiriyor. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardım ediyor. Gazın dışarı atılmasını sağlar.
  • Kanı temizliyor,kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine etkili. Kan şekerini normal seviyede tutuyor.
  • Tohumlarının idrar ve safra söktürücü, adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri var. Adet sancılarına iyi geliyor.
  • Grip ve nezleye iyi geliyor. Kansere karşı koruyucu.
  • Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir demet maydanoz rahat uyumayı sağlıyor, ağız kokusunu alıyor. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatabiliyor.
  • Yara, kesik ve morartıları iyileştiriyor.
  •  Maydanoz folik asit içerdiği için de önemli bir bitki. Folik asit merkezi sinir sisteminin işlemesinde hayati bir rol oynuyor. Folik asit incebağırsağın ilk kesiminde emiliyor, sonra karaciğere giderek orada metabolize oluyor.

    KULLANIM ŞEKİLLERİ

  • Maydonozu çiğ yemek son derece faydalı. Kaynatarak elde edilen maydanoz suyu da çeşitli biçimlerde kullanılır.
  • Karaciğer yorgunluğunda, hafif ateşte, adet düzensizliğinde, hazım zorluklarında;20 gram maydanoz, 1 litre suda haşlanır ve bu çay ara sıra içilir. 
  • Bulantılarda ve nefes darlıklarında;bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.
  • Kaynatılan maydanozun suyu gözlere pansuman yapıldığında gözdeki iltihaplanmaları önlüyor ve yanmayı geçiriyor.
    Kaynatılıp suyu sirke ile karıştırarak saçlar yıkandığında saçların uzaması ve kuvvetlenmesini sağlıyor.

Not: Tabiki bir rahatsızlığınız olduğunda öncelik doktora görünmüktir. Bitkileri yardımcı olarak düşünmek ve bünyenize uygun olup olmadığı konusunda doktora danışmanızda fayda var.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu fırtına da geçecek…

Hic bitmeyecekmis gibi gorunen bir firtina hatirliyor musunuz? Bir sonraki gunu nasil goreceginizi dusundugunuz, cok derin ve anlasilmaz karanlik bir gece hatirliyor musunuz? Kendinizi yalniz ve yoksun hissettiginiz, yuzunuzu donecek kimsenin olmadigi  zamanlar?

Ve fakat firtina gecti. Sona erdi. Ve gun, daglarin arkasindan yine dogdu ve karanlik, yerini parlak bir pembeye, sonra maviye birakti ve  guller guzel baslarini gunese dogru kaldirdilar.

Gunes her zaman parlar, size etraf karanlik gorunse de. Firtina her zaman diner, hic bitmeyecekmis gibi gorunse de. Hersey hareket eder ve degisir. Zamanin gecmesine ve firtinanin bitmesine izin verin, gunes pek tabii ki yeniden parlayacak…

Sağlıcakla,

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Günün fotosu…11.07.2011

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaybettiklerim; dağıttığım servetimdir…

 Sıradan bir insanım ben,

Gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var,
Ve kahkahalara sarılmış anılarım.
Herkes kadar dertli,bazılarından fakir, bazılarından zenginim.
Taşıdığım hayallerim, söylenecek şarkılarım, paylaşılacak dostluklarım var.
Bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim,
Gidene yolun açık olsun diyecek bir dilim var..
Yüreğimi korkak büyütmedim.

 “Kaybettiklerim; dağıttığım servetimdir.”
Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Renkler ve insanlar üzerindeki etkileri…

images[1]

 

Renkler hayatımızın parçası. Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı?

KIRMIZI : Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Kırmızı renk, fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir.

İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Yanlış bir inanış vardır; boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır.

YEŞİL : Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalp organının , bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Doğanın ve baharın rengidir. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.

SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya’da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.

MAVİ : Vücudumuzda boğaz bölgesini yansıtan bir renktir. Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.

LACİVERT : Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverdi kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.

MOR : Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih , yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.

PEMBE : Uyum ,neşe , şirinliğin ve sevginin simgesi. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki, müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir.

SARI : Sarı zeka , incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolüdür. Dikkat çekiciliğinden dolayı dünyada taksiler sarıdır. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın tüm hüzünlü güzelliğinde onun her rengini izlemek mümkündür.

BEYAZ: Temizliği ve saflığı temsil eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterler…

KAHVERENGİ : Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. Kansas Ünv.’de bir sergide, duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırır. Bu yüzden fastfoodlar iç mekanda kahverengi kullanır. Kahverengi toprak rengidir. Kıyafetlerde pek tercih edilmez, çünkü kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmezler.Devamını Gör

Ekleyen: pozitif düşünce

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir atı, bir at bir insanı, bir insan evreni…

Beş yaşındaydım.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi,  aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
– Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ‘ dedi.
– Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.
Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var
biliyor musun?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir insanı

Bir insan tüm evreni…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ama dinlemiyosun ki!..

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanı insan yapan nedir?

İnsanı insan yapan nedir ?

 

Bence yaptığı tercihlerdir, nasıl başladığı değil nasıl bitirmeye karar verdiğidir .(“Hellboy” filminden felsefi derinlikte bir replik)
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana uğur böceği gönderiyorum…

Eğer bir gün yalnızlıklar duyarsan
İnceden yaşlar süzülürse yanağından
O zaman gökyüzüne bak.
Bulutların ardındaki güneşe,
Çalıların ardındaki çiçeğe bak
Ve aç avuçlarını
Sana Uğur Böceği gönderiyorum

Şiir kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kaş-uyuyan adam kayası…

Kaş’a uzun yıllar gitmedim. Yok çok uzak dedim, yok yolu kötü dedim, yok oraya gidince uzun kalmak lazım değmez dedim. Şunu dedim bunu dedim. Ahh şimdi ne pişmanım. Kaş’a gitme fırsatını her kaçırışıma şu an içim yanıyor…

Üstelik Kaş’a varmadan meşhur Kaputaj plajında denize girme imkanınız da var… Yalnız Kaputaj plajına varmak için bayağı bir basamak inmek gerekiyor… Arkasından o terle hemen kendinizi mis gibi suya atıveriyorsunuz… Plaj küçük bir alanı kaplıyor ve herhangi bir tesis yok. O yüzden şemsiyenizi yanınızda götürürseniz iyi olur. Denizin suyu ise enfes… Kumları beyaz ve yumuşacık… Orada güzel bir deniz keyfi yaptıktan sonra keyifle Kaş’a doğru yola devam ediyorum.

Kaş ne büyük, ne küçük bir sahil kasabası. Bana göre Ortaköy’ü andıran sokaklardan oluşuyor. Balık lokantaları var, ev yemekleri yapan yerler var, tertemiz bir denize girme imkanı var, dalış yapma imkanı var, kolye ,küpe ıvır zıvır alma imkanı var…Acaip bir yer bu kaş…

Balık lokantalarından Bahçe restoranı tavsiye ederim… Biraz içerde kalıyor deniz manzarası yok. Ama sevimli bir bahçesi var. Ve her daim kalabalık…

Ev yemekleri yapan yerlerden de  Bi lokma’yı tavsiye ederim… Anne böreği ve etli yaprak sarması müthiş. Yalnız bu iki yer de çok kalabalık oluyor… O yüzden ya erken gitmenizi yada rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim…

Kaş’ta nerede kalırım diye endişe etmenize hiç gerek yok… Her yer pansiyon ve otel dolu… Ben odada az vakit geçiricem diyorsanız Kaşın içindeki pansiyonlarda kalabilirsiniz… Biraz daha rahatıma düşkünüm derseniz Küçük çakıl bölgesindeki butik otellerde kalabilirsiniz… Kaş’ın cıvıltısından yürüyerek on dakika uzaklıkta…

Kaş’ın kendine yakışır ufak bir marinası var… Seyir tepesine çıkıp hem marinayı hem de tüm bölgeyi seyredebilirsiniz.Bir de meşhur uyuyan adam kayası var. Aslında bu kaya nedense beni ürpertiyor. Adam sanki huzursuz bir uykuda. Her an kalkıvericek gibi… Uyuyan adam kayasının aşağısında antik bir tiyatro var… Antik tiyatrolara zaafım olduğundan burayı da geziyorum… Yaklaşık 4000 kişi kapasiteli ufak bir tiyatro burası… …

Kaş’ın en civcivli sokağı Uzun Çarşı Sokağı… Yukardan aşağıya doğru uzanan, yolun her iki tarafında da iki katlı  cumbalı evlerin olduğu bir sokak burası… Evlerin  üzerinden begonviller fışkırmış… Pembesi, fujyası, beyazı derken inanılmaz bir görüntü oluşturmuş… Evlerin alt katları dükkana çevrilmiş… Halılar, çantalar, eşarplar, takılar dükkanlardan dışarı taşmış… Yokuşun başında duruyorum, birazdan  o dükkan senin, bu dükkan benim koşturucam . Yorulunca da bir buzlu (frozen) kavun suyu içicem. Ohhh hayat ne güzel…

Buralara gelip de Kekova’ya gitmemek olmaz… Ama o bir sonraki yazının konusu…

Sağlıcakla,

Anette Inselberg

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sana kendin olman öğretilmedi…

Sana her şey öğretildi, ama sana kendin olman öğretilmedi. Bu herkesi perişan eder. İstemediğin bir şey olmak, istemediğin birisiyle olmak, yapmak istemediğin bir şey yapmak, bunlardır senin ıstırabının temelleri…

OSHO

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilmiş oldunuz…

 

Bundan yıllar önce bir gece uykum kaçıyor ve radyoyu dinlemeye başlıyorum… Bir kanalda sevdiğim tarzda parçalar çalmaya başlayınca takılıp kalıyorum… Sunucu bir telefon numarası vererek bundan sonra çalacağı şarkıyı bilenlerin kendisini aramasını istiyor… Ben de büyük bir merakla bir sonraki şarkıyı beklemeye başlıyorum… Ve evettt biliyorum çalan şarkıyı… Hemen telefona sarılıyorum… Birkaç denemeden sonra telefon düşüyor… Programa başlamadan önce size adınızı soyadınızı telefonunuzu soran biri çıkıyor… Aklı başında konuşabiliyor mu, canlı yayında saçmalar da başımıza iş alırmıyız  hesabı bir ön kontrolden geçiyorum… Arkasından sunucuya bağlıyorlar… Ufak bir sohbetten sonra cevabı söylüyorum… Vee evvettt cevap doğru… Ben büyük bir sevinç içindeyim… Ve sunucuya soruyorum…

 

‘Ne kazandım diye?’ … Adamın cevabı bana aynen şu oluyor…

‘Bilmiş oldunuz’ … Bende bir dumur olayı söz konusu oluyor tabi…

‘Yani ne falan diye’ mırıldanıyorum…

Ve ‘evet’ diyor adam…

‘Bilmiş oldunuz’… 

 O günden sonra hayatımda ne zaman bir şey bilsem ‘ ohh ne güzel bilmiş oldum’ deyip gülüyorum…  

Sağlıcakla,

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »